Bu minik yaramaz görüntüsünden beklenenlerin her zaman üzerinde fayda ve keyif sağlamıştır. Tipine bakıp “bu ikimizi taşımaz” sözlerini çok kez duydum. Varılacak noktada onun üzerinden inen bu kişiler hep ona saygı duydu.

Ben nasıl tanıştım

Yıl 2004 yaz ayları büyük motorumu mali sebeplerden sattım. Uzun zamandır motosiklet kullanmak isteyen Suna’ya bir akşam “sana scooter alayım mı?” sorusunu sordum. Cevap tabi ki evetti. 2. soru “Honda Activa’ya ne dersin?” o yıllarda bu motor yeniydi. Cevap tabiki “ıyk! istemem alacaksan  Vespa al” şeklinde oldu. Bende çok para vs diyerek konuyu kapatıyormuş gibi yapıp hemen araştırmalara başladım. Birkaç hafta sonra (aslında bu kısmında farklı maceralar var ama uzatmayacağım). Suna’nın yaş günü olan 2004 8 Ağustos akşamı son dakikada teslim aldığım Vespa ile Avcılardan dandik bir kask kafamda Taksim Tünel’e gittim. Telefon açarak Suna’yı meydana çağırdım. Geldi ve “sürprizz!! yaş günün kutlu olsun”. Benim tanışmam bu şekilde oldu.

Motosiklet değil Scooter

Scooter ile motosiklet arada birbirine karıştırılır ve kıyaslanırlar. İki birbirinden farklı şeyi kıyaslamak hiç bir zaman doğru sonuçlar vermez. Önce scooter ve onun kavramını anlamak gerekiyor. Evet ortak noktaları var. İkisi de iki tekerlekli ve gidonları var. Bu konuya başka bir yazıda detaylı gireceğim. Scooter kolay kullanımı, hafif ve ufak oluşu ile yeni başlayan yada şehir içinde ulaşımını pratik hale getirmek isteyenler için biçilmiş kaftandır. Neden? E çünkü yaradılış amacı bu sebepledir. Piaggio’nun tarihine girmek istemiyorum ama Vespa markasının çıkış amacı ufak, ucuz, herkes tarafından kullanılabilir bir ulaşım aracı yapmak. Evet çok sevilen bu marka bir segmenti de oluşturmuştur. Günümüzde scooter dediğimiz şey Enrico Piaggio’nun fikri ve tasarımına aittir. Ve bu başarılı ürün o kadar çok sevilmiştir ki amacının baya dışına çıkarak world tourerların motorları, dakar yarışçılarının bineği olmuştur.

Tasarım

Vespa ya ismini veren şey (bilenleriniz vardır) sesidir. Egzozundan çıkan vızıltı ona italyanca yaban arısı olan vespa ismini vermelerini sağlamıştır. Tasarımı da arıdan esinlenilerek yapılmıştır. İşte beni en etkileyen kısmı bu! İlk modelinden beri bu konseptte modellerini tasarlayıp üreten bu firma ET modelinde de aynı çizgiden devam etmiş. Seleflerine göre daha yuvarlak hatlara sahip olan bu motor açıkçası halen en dengeli Vespa tasarımlarından biri. Plastik oval aynalarını sevmesem de aslında aynı forma sahip farı ve sinyalleri ile oldukça uyumlu. 1996-2005 yılları arasında farklı motor seçenekleri ile üretilmiş ve tasarım hep aynı.

Şasi ve süspansiyon

Bu motor için bu başlık komik ama olsun. Çünkü ne şasi var ne süspansiyon 😀 Ama birşeyler yazalım…
Marka bu modelinde de geleneklerine sağdık kalıyor. Kaporta ile şasi tek parça presle birleştirilmiş çelikten. Vespa’nın en önemli özelliğidir ama çok fark edilmez. Diğer markalardaki gibi boru şasi üzerine giydirilmiş plastik parçalar bu motorlarda ve ET4 te yoktur. İstediğiniz kadar düşürün kırılmaz, gacır gucur ötmez, çok rijit ve bir o kadar sağlamdır. ET serilerinin hiç paslandığını görmedim. Kolay kolay yamulmaz ama yamulsa da herhangi bir oto kaportacısı parça gereksinimi olmadan tamir eder ve boyar. Süspansiyon kısmı da nevi şahsına münhasır olan bir diğer kısımdır. Uçak iniş takımlarından esinlenilmiş salıncak yapılı ön takım da 1 adet üzeri yayla sarılı mono amortisör bulunur. Minnacık 10″ lastiğe sahip bu motorda segmentine göre inanılmaz bir sönümleme yeteneği vardır. Yapısı itibariyle çok sağlamdır ve pek fren kitlemez. Arkada ise tek taraftan direkt bağlı başka bir mono amortisör görev yapar. 4 kademe ön yükleme ayarı vardır ve ayar anahtarı avadanlıkta mevcuttur. Biz ortalama 40bin km çoğunluğu artçılı kullanımımızda amortisörlerden herhangi birini patlatamadık. Çok net söyleyebilirim süspansiyon konforu 125-150cc segmentinin en iyisidir.

Motor ve şanzıman

151cm³  hacime sahip klasik hava soğutmalı scooter motoruna sahiptir. Güçlü denebilecek motoru 8000rpm de 12hp ve 6250rpm de 11.8nm gibi güç ve tork değerlerine sahiptir. Kendi kendini soğutur ve ne yaparsanız yapın asla ama asla hararet yapmaz. Yağ karterinde de soğutucular vardır. Bundan mıdır bilmem ama bu motorun servis bakım aralığı 6000km gibi uzun bir periyottadır. Örn: xmax 250 su suğutmalı olmasına karşın 3000km. Kaliteli kağıt yağ filtresi kullanır ve 6000km sonunda bile çıkan yağ kötü kondisyonda çıkmaz. Şanzıman kısmı ise bildiğimiz varyatör. Balatası çabuk toz yapar ve kalkışlarda tır tır öter. Varyatör bagaları ve kayış ömrü bu minik yaramazda biraz azdır. Ortalama 2 bakımda bir (12.000km) bu masrafları açar. 35bin km gibi bir kilometreye sahipken serviste kontrol için açtıklarında segmanlarda en ufak bir aşınma dahi olmadığına şahit olmuştum. Ayrıca bu ufaklık lastik ebatı sayesinde oldukça keçi torkuna sahiptir. Aynı motoru kullanan Skipper 150’den daha torklu ve ataktır.

Frenler

Önde minnacık disk ve arkada kampana şeklindedir. Ön fren diski lastik çapına göre oranlarsak büyük denebilir. Arka kampana olduğu için bakımlarda açıp temizlemek ister ama balata ömrü uzundur. Bu segmentte önemli bir kriter olan fren balata ömrü (yoğun şehir içi ve kış kullanımda) ön için oldukça kısadır. Fren performansı 104kg ağırlığa sahip küçük bir scooter için iyi düzeydedir. Hatta segmentinin üzerindedir.  Fren manetleri devirmelerden etkilenir ve öne doğru eğilecek yamulurlar. Zaten yakın mesafeye sahip olmayan manetlere ufak elli kadın sürücüler hepten uzanamamaya başlar.

Göstergeler

Şekli retro bir tasarıma sahiptir hepsi o kadar! Kilometre saati, yakıt göstergesi, saat, bitince yanan benzin lambası ve diğer klasik uyarı lambaları dışında birşey yoktur. Pardon bir da immobilizer lambası. Kadranın en iyi özelliği sadece odometre si olduğu için kilometre saymak için hafızanızı kullanmanızı sağlar. Ve tabi her zaman aksatılan bakım periyot kilometresi.

Konfor ve ergonomi

Uzun boylu insanları düşünen tek marka Vespa bunu çok açık net söyleyebilirim. Boyunuz benim gibi 1.90+ ise Vespa dışında her markada gidon dizinize değer. Bu markanın en minik modellerinde bile bu iyi düşünülmüştür. Ayak koyma kısmı sürücü için harikadır ama yolcu için ufak ve biçimsizdir. Kademesiz olan selesi sayesinde ileri geri hareket edebilir, ağrıyan popnuzu dinlendirmek için farklı noktalar bulabilirsiniz. Cama ihtiyacınız yoktur çünkü çıkabileceğiniz süratler de rüzgar pek rahatsız etmez. Çanta bağlamak için hazır tabla olması sizi maliyetten ve orijinal dışı görüntüden kurtarır. Sele altında yarım kask sığan ve ön göğüste eldiven, cüzdan, evrakları koymak için yeterli alan bulunur. 20-25lt civarı bir arka çanta ile hem artçının yaslanma konforunu hemde eşya taşıma işini büyük ölçüde çözebilirsiniz. Ayrıca sele ucuna bağlı taşıma kancasını kullanarak kocaman bir sırt çantasını bacaklarınızın altında rahatlıkla taşıyabilirsiniz.

Sürüş hissi

Ben birçok insana göre scooter da kendimi güvensiz hissetmem. Öyle olsa otomobilden inince de motordan korkmam gerekirdi yada evden çıkıp arabaya binince. Hepsi farklı şeyler. Musakka yerken çilek tadı aramak doğru olmaz. Bu alet cuma akşamı Levent’ten çıkıp 1. köprü üzerinden Moda’ya gittiğinizde yada sahilde 50-60km gibi süratlerde etrafa bakarak gezerken çok keyiflidir. Gece otoban üzerinden Ankara’ya gimek için değildir. Tabi ki gider, dünyayı gezer ama keyifli ve güven hissi yüksek bir sürüş olmaz. Ben ne zaman kullansam çok mutlu olurdum. Açıkçası beni teknik açıdan da hiç üzmediği için ekstra güven duyar ve severdim. Her zaman evde bir Vespamızın olmasını isterim.

 

Eksiler
  • 10.000km de bir kopan kilometre teli
  • Tam otomobil aynalarına denk gelen ve her çukurda ayarı bozulan aynaları
  • Kışın zor çalışması (kick start olması büyük lüks)
  • 60-70km/s üzeri süratlerde çok yakar ama hep o süratlerin üzerinde gittiğimiz için 4lt civarı tüketimi olur
  • Minik lastikleri çukurlara çok girerseniz balon yapar
  • Yakıt deposunun dar dolum kapağı sebebiyle pompalar dolunca atmaz ve her benzin aldığınızda önce taşar

3. ve en küçük motorumuz olmasına karşın ilk uzun motosiklet seyahatimizi ET4 ile yapmıştık. Ve onunla çok fazla gezdik. Anılarımızda ciddi katkısı vardır.

 

3.91 K